Instagram
Bizden haberdar olmak ister misiniz?
Adınız Soyadınız Eposta
19 Ocak - 13 Şubat 2011
Karma Sergi
"Bağlantı//Connessione "
Sergi Resimleri Basın Bülteni Basında Karma Sergi Sanatçıları


“BAĞLANTI
Avrupa Kültür Başkenti’nden
Rönesans’ın Başkenti’ne..."

Bağlantı fiili, günlük yaşamın içeriği ile özdeşleşmiş, yerleşik bir durumun tesbiti için kullanılan temel sözcüklerden birisi haline dönüştü. Günümüz enformasyon toplumunun gereksinimi, iletişim enstrümanlarının yaygın bağları, bireyleri ancak bağlantıları üzerinden neredeyse aktif hale getirmekte. İşte bu bağ bireylerin birbirleri, kültürlerin geçişgenliği, sınırların şeffaflaşması, bilginin dağılımı, sanatın somut olarak evrenselleşmesi gibi pek çok alanda bir “Bağlantı”yı da beraberinde getirdi.

Tarihsel olarak oldukça yakın, oldukça geçirgen bir geçmişe sahip günümüz Türkiye ve İtalya’sı “Bağlantı” adlı bu sergi ile yeniden miras üzerinden yakınlaşmakta, ama bu defa günümüz yaşam koşullarını konu edinen sanat eserleri aracılığı ile bugünün bağlantılarını oluşturmakta.

Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi’nin sanatçılarının yer aldığı “BAĞLANTI Avrupa Kültür Başkenti’nden Rönesans’ın Başkenti’ne...” sergisinin ilk ayağı Nişantaşı’ndaki tarihi Damat Tween ADV mağazasının 6. ve 7. katlarında yer alan Artgalerim’de 19 Ocak – 13 Şubat 2011 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Serginin ikinci ayağı ise Floransa’nın büyüleyici atmosferinde Aria Art Gallery’de 21 Nisan – 26 Mayıs 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek.

“Bağlantı” sergisinin sanatçıları Nur Gürel, Saim Erken, Sayat Uşaklıgil, Selahattin Aydın, Semih Zeki ve Zeynep Akgün eserlerinde bir şekilde “kent” olgusunu sorguluyorlar. Kimi kente tepeden bakıyor, kimi kent hayatından kaçmaya çalışıyor, kimi de kent insanının kendini farklı rollere adapte etmesini vurguluyor...

NUR GÜREL

1980, İstanbul doğumlu.1994–1998 yılları arası İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde öğrenim gördü. 1998–2004 yılları  arası Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde öğrenim gördü.  2004–2007 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini aldı. Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli karma sergilere ve atölye çalışmalarına katıldı. Halen çalışmalarına İstanbul’da ki atölyesinde devam etmektedir.

Yaşadığı kente makro bakış açısıyla bakan sanatçı, tarihin bıraktığı izleri silmeye çalışan, kentsel dönüşüm projeleri ile kimliği kaybolmaya başlayan kendi kentinin içinde bulunduğu durumu bize anlatmaya çalışmaktadır. Yaşadığı kenti kendi odası gibi gören sanatçının resimleri kent peyzajlarından daha çok, bir kent natürmortu gibidir. Gün geçtikçe büyüyerek devleşen kentlerin birbirlerine olan benzerliğini gösterdiği kolajlar, günümüz dünyasının içinde bulunduğu zavallı durumunda net göstergeleri gibidir.

Kapitalist üretim ilişkileri ile aynılaşan tüketim toplumunun yaşadığı çevreyi sahiplenmesi, kendi evi gibi görmesi  için, eve ait duvar kağıtları ile yolları döşeyen, yorganlarla binaları sarmalayan sanatçı, bu duygusunu, tanrısal bakış açısıyla yukarıdan baktırarak, bize de yaşatmaktadır. Belkide bu durum tanrısını arayan insanın, öncelikle kendine bakması ve kendini sorgulaması açısından önemli izler ve ipuçları taşımaktadır.

SAİM ERKEN

1965 yılında Bilecik Gölpazarı’nda doğan sanatçı, 1987 yılında Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Resim Bölümü’nde yüksek lisans programını tamamlayan Saim Erken, çalışmalarını İstanbul’da ki atölyesinde sürdürmektedir.

Büyük bir çoğunluğu şehirlerde yaşayan günümüz insanının yaşantısını incelediğimizde kendi başlarına bir hayatı tüketme telaşı içinde olduklarını görürüz. Binlerin, yüzbinlerin hatta milyonların yaşadığı kentlerdeki insanların bu kaotik yaşantısı, onları ezip, depresif bir hale getirmektedir ve bu durumdan kaçıp kurtulmak içinse yaptıkları en direk davranış kaotik şehir hayatından kurtulmaktır.

Kaotik kent hayatından, iş ortamından çıkan insanların kurtulmak için gittikleri yerler ise yaşadıkları kentlerefazla uzak olmayan doğa parçalarıdır ve buralara gittiklerinde kendi kendileriyle derin bir hesaplaşma içine girerler. Büyük panoramik boşluklarda yer alan, insanların ilişkisizliğinin, yalnızlığının sorgulandığı resimler, Saim Erken’in günümüz insanının yaşantısına karşı getirdiği bir eleştiridir. İçinde bulunduğu alanla hesaplaşan figürlerin sessizliği, yalnızlığı, sadece resimlerin içinde kalmayıp izleyiciyle de duygusal bir ilişkiye girmektedir. Bu durum, kendinden haberdar olmayan ya da olmak istemeyen insanları umut ile umutsuzluk arasındaki ince bir kırmızı çizginin üzerine getirmektedir.

Nereye gittiği, ne yaptığı, belli olmayan bu yalnız kent insanlarının içinde bulunduğu gerilimi, yalnızlığı yalın bir ifade ile anlatan sanatçının, rengin gücünden yararlanarak, figürleri lekeler halinde yüzeyde kullanması aynı zamanda resimlere plastik anlamda da bir zenginlik katmaktadır.

Doğadan kopan, yalnız kent insanının kendisine ve çevresine yabancılaşmasını anlatan kompozisyonlar, kendisinin farkına varamayan kent insanına sanatçının verdiği mesaj gibidir.

SAYAT UŞAKLIGİL

1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nden mezun oldu. 1999 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Sanatçı  çalışmalarını halen İstanbul’da ki atölyesinde sürdürmektedir.

Sinema, bulunduğu 1890’lı yıllardan bu yana insanların ilgisini çeken, insanları oldukça etkileyebilen bir sanat dalı olmuştur. Durgun görüntünün yerini alan sinema, sofistike kent hayatının içine sızarak, insan yaşantısını oldukça etkilemiştir. Durum  böyle olunca da sinema, bir takım ikonlar yaratmış ve yaratılan bu ikonlar yüzbinlerce hayranını peşine takarak, gündelik hayatımızın içine girmiştir.

Sayat Uşaklıgil ,yaşanan bu süreçle ikonlara özenen, onlar gibi davranan, onlar gibi giyinen insanların davranışlarını resmederek, bizlere unuttuğumuz kendimizi, çocukluğumuzu hatırlatmaktadır. Genellikle altmış ile seksenli yıllar arasında yapılan ve dünyanın her yerinde gösterilen filmlerin ikonlarını hatırlatarak yapılan resimlerde, filmlerden direk sahneler yoktur. Sanatçı yapıbozumcu bir tavırla bu filmlerin sahnelerindeki ikonları, yeniden kurgulayarak sıradan insanlarla özdeşleştirmiştir. Bu belkide kendi yaşadığı bilinçaltı sürecinin ortaya çıkışının dışavurumu gibidir. Yapılan resimlere baktığımızda görsel tarihimizi şekillendiren sinemanın, şiddeti bilinçaltımıza nasıl soktuğu da dikkat çekici bir durum olarak görülmektedir. Poz veren, kendini o role adapte eden sıradan insanların, yüzey üzerine taşınan hikayeleriyle kendimizi de bir anlamda sorgulamaktayız.

SELAHATTİN AYDIN

1964 yılında Bandırma’da doğan sanatçı, 1987 yılında Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. Çalışmalarına İstanbul’daki atölyesinde devam etmektedir.

Resimlerinde genellikle çocuk figürüne ve hayvanlara yer veren sanatçı, özgür ve devingen fırça darbeleriyle yüzeye yayılarak farklı tatlar yakalamaktadır. Dünyanın en korunaksız varlıkları olan çocuklar ve hayvanların yalnızlığını dile getirerek onlara bir anlamda sahip çıkması, sanatçının dünya sorunlarına karşı içinde taşıdığı duyarlılığın bir göstergesi gibidir. Arkada kalan kent dokusundan

sıyrılıp ön planda bizlerle yüzleşen çocuk figürleri ve iç içe yaşadığımız halde farkına bile varamadığımız hayvan figürleri tuval üzerinde sanatçının bize sunduğu şekilde görünür olmaktadır. Canlı renklerle hayat bulan figürlerin iç dünyasına inmeyi başaran sanatçının, yakın çevresini gözlemleyerek hatta daha ötesinde onların hikayesini içselleştirerek anlatması yapıtları sahici kılmaktadır.

Sağlam bir desen yapısıyla gelişen ve şekillenen kompozisyonlardaki figürlerin yarattığı psikolojik etkinin yanı sıra renk
katmanlarıyla biçimlenmiş yüzeyle ilişki kurması yapıtlara farklı bir tat ve anlam vermektedir.

SEMİH ZEKİ

1981 yılında BOLU’da doğan Semih ZEKİ, 1999 yılında Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2000 - 2004 yılları arasında Marmara  Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nde eğitim aldı.2009 yılında Işık Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde başlamış olduğu  Sanat Kuramı ve Eleştiri yüksek lisans programına halen devam etmektedir.

Semih Zeki doğayı ve mimari konstrüksiyonu içiçe kullanarak, insanın parçası olduğu doğa ile olan ilişkisini irdeleyerek günümüz insanının farkına varamadığı çıkmazı, farklı bir anlatım dili ile göstermektedir.

Pentür tadını kaybetmeden, alt yapısı güçlü bir şekilde yapılan resimler sanatçının doğaya karşı olan duyarlılığının net göstergelerini de içlerinde taşımaktadır. Resimlerin ön planlarında görünen kütleler kendi içinde bir dinamizmi ve devingenliği de içlerinde barındırmaktadır. Kütlelerdeki deformasyona baktığımızda, sanatçının figüre yeni bir duyarlılıkla yaklaştığını görürüz. Ayrıca resimlerde görünen mekanlardaki boyut içinde bir başka boyutu yakalama çabası bunun en iyi göstergesidir. Yapısalcı ve yapıbozucu tavırla yapılan resimler sürreal izler taşısada, izleyiciler sanatçının samimiyeti ile doğaya nasıl sahip çıktığını direk olarak anlayacaklardır.

Doğal olanla, uygarlık sahibi olan insanın, doğal olmayan üretiminin kontraslığı ile oluşan resimler sanatçının bilinçaltından gelen içgüdüsel haykırışının yüzey üzerindeki izdüşümü niteliğindedir.

ZEYNEP AKGÜN

Zeynep Akgün 1975 yılında Uzunköprü’de doğdu. 1997 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı.Yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere birçok sergide yer alan sanatçı, çalışmalarına halen İstanbul’da ki atölyesinde devam etmektedir.

Sanat tarihini irdelediğimizde sanatın insanı yada insanla ilgili olanı her zaman merkeze koyduğunu görürüz. Sanatçının hayal gücüne dayalı olarak gelişen bu durumda, yüzey yada bir form üzerindeki insan bedeni kendisini izleyen izleyici ile sürekli olarak yaşayan bir ilişki kurmuştur. Zeynep Akgün’ün resimlerine baktığımızda da aynen böyle bir durumla karşılaşırız. Yerçekiminin var ya da yok olduğu, belirsiz durumlarda yer alan figürler, bakışları ile bizleri rahatsız etmektedir. Durgun hareketlerle sabitlenmiş sürreal durumların akıcılığı, içinde bulduğumuz çelişkilerin göstergeleri gibidir.

Kent olgusunuda içinde barındıran resimlere baktığımızda içi boş perspektiflerle uzayan ve alan derinliğinin içinde silikleşen binalarla karşılaşırız. İçine giremediğimiz bu binalar, rüyalarımızı kabusa çeviren sisteme getirilen bir eleştiri gibidir. Çünkü resimlerin arka planında kalan binalar boş, resimler doludur. Bir anlamda insanoğlu kendi yaptığı korunağa girememektedir. Aynen hayata giremediği gibi.

Hacim resmi olarak adlandırabileceğimiz bu resimler aynen gerçek hayatta olduğu gibi kolajlanmış hayatlarımızın bir yansıması niteliğindedir.