Instagram
Bizden haberdar olmak ister misiniz?
Adınız Soyadınız Eposta
17 Mayıs - 06 Haziran 2010
Şahin Paksoy
"Heykel ve Desen "
Sergi Resimleri Basın Bülteni Basında Şahin Paksoy Biyografi


Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi’nde 17 Mayıs – 6 Haziran ‘10 tarihleri arasında Şahin Paksoy’un heykel ve desensergisi sanatseverlerle buluşuyor ...

Artgalerimsanat aktivitelerine yeni bir sergi ile devam ediyor.. Her ay ünlü sanatçıları sanatseverlerle buluşturan Artgalerim ünlü sanatçı Şahin Paksoy ile yeni sergisini gerçekleştiriyor.

Açtığı her sergi ile gündem yaratan Şahin Paksoy, popüler olanın değil doğru olanın peşindeyim, “Özgün olmak, özüne dönmektir. Özüne dönmeyen özgün olamaz. Kendi kültüründen beslenmeyen, bir başka kültürün ancak taşıyıcısı ve işçisi olabilir. Kaynağım sadece geleneklerim ve yaşamım, onlardan koparsam enerjimi de kaybederim. Eserlerimi sayıları yetmiş kişiyi geçmeyen sanat ayarcıları için değil, herkes kişi için üretiyorum” diyor.

Atılgan Bayar’ın sanatçı hakkında yazılarından bir bölüm ise şöyle; “Bilenler bilir, Şahin Paksoy Adana Ceyhan’lıdır. Ama hayatının bir kısmı, Türklerin Ana Vatanı, Semerkant, Taşkent, Aşkabat, Hiva ve Buhara’da geçmiştir. Bu coğrafyanın Türklerin Ana Vatanı olmaktan başka, dinsel ve kültürel anlamı da derindedir.Türk mistisizminin oluştuğu bu havzadaki yaşam ve sanat anlayışı dünya sanatına perspektif, kompozisyon ve renk açısından büyük yenilikler vaadetmektedir.

Paksoy bu damarı keşfetmiş ve bu damar üzerinden ilerlemektedir. Üstelik Matisse’in ecnebi bakışından daha derinlikle sindirilmiş bu kültür, Paksoy’da öylesine özümsenmiş ve içselleştirilmiştir ki, onun işlerine bakarken ilk okuduğunuz bu olmaz... Derinden derine, bir figürün postürü üzerine düşünürken keşfedersiniz bunu...

Bir “şey” nasıl evrensel olur?

Bir ürünün veya yapıtın, hatta kişinin evrensel olabilmesi için, dünya medeniyetine, dünya kültürel mirasına, dünya ekonomisine katkıda bulunması gerekir. Bir “artı”yı dünya medeniyetine hediye etmesi gerekir.

Fransız gibi olan bir Türk ressamın Fransızlara verebileceği hiçbirşey yoktur. Tıpkı bir Türk gibi, ayınları çatlatıp gayınları patlatarak Türkü okuyan bir Pavarotti’nin Türk halk müziğine birşey veremeyeceği gibi... İşte tam da bu noktada, batılı teknik ve kompozisyona tur bindirmiş olan Şahin Paksoy’un evrenselleşme imkanı, mukallitlerin çok da fevkinde koşuyor.

Ben biraz geç kalmış da olsam büyük bir ressamı selamlıyorum bu makaleyle, Paksoy’un akraba bulunduğu disiplinin, hiçbir zaman parçalanmasına  (dekonsktüre olmasına) izin vermeyeceğini biliyorum. Dolayısıyla Paksoy’un bir medeniyeti Dünya’ya hediye etmeye devam edeceğine eminim.”