Bizden haberdar olmak ister misiniz?
Adınız Soyadınız Eposta
30 Eylül - 29 Ekim 2017
Karma Sergi
"''Fotoğraf çekmek mi? Fotoğraf yapmak mı?'' "
Sergi Resimleri Basın Bülteni Basında Karma Sergi Sanatçıları


Fotoistanbul’un Türkiyeli genç sanatçılarından oluşan bu grup sergisinde çağdaş fotoğraf sanatında teknik olanakların yaratıcı ellerde nasıl şekillendiğine, anlatım olanaklarının sınırlarının ne seviyelere getirilebileceğine şahitlik edeceğiz. Fotoğrafta uyguladıkları geleneksel müdahale yöntemlerinin yanısıra, günümüzün dijital  müdahale olanaklarını kullanarak fotoğrafa  nasıl yeni  bir boyut getirdiklerini bizlere bir kere daha gösterirken, “Fotoğraf çekmek mi? Fotoğraf yapmak mı?” sorusunu sorduruyorlar.
 
Bu sergide;

Aslı Çelikel “Pür” ile, ‘bize dayatılan sentetik ve bir o kadar da kaotik dünyanın, zihnimizde yarattığı kirlilikten arınma isteğini tanımlıyor.

Burcu Böcekler “Panoramik İzler” serisinde izleyiciyi İstanbul tarihi yarımadadaki Roma ve Bizans mimarisine Lomography’nin Sprocket Rocket adlı panoramic makinesinin kendine özgü ve alışılagelmişin dışına çıkan bakış açısı ile bakmaya davet ederken, diğer yandan cyanotype tekniğinin mavisi ile Bizans İstanbul’una doğru hüzünlü bir yolculuğa çıkarıyor. İzleyici bütün bu yapıların sessiz tanıklıklarına şahitlik ediyor. 

Dinçer Dökümcü “Sistem” serisi ile içinde yaşadığımız kapitalist dünya düzeninde, sistemin sunduğunu sanal mutluluklar ile bireylerin içsel bir kısır döngüye sürüklenişini konu alırken,

Kerimcan Gören “Korku Dalgaları” ile Kodak'ın kısa süre önce kapatılan kağıt fabrikalarına yönelik bir tepki olarak üretilen bu çalışmalar, hızlanan teknolojik değişimlerden kaynaklanan bir kayıp hissinin idrakıyla birlikte, tarihte belirli bir noktayı anmayı amaçlıyor.

M.Cevahir Akbaş “Dilemma” serisi ile yaşadığı dönemin dışında çekilmiş fotoğraflardaki kendine ait olmayan anıları çeşitli hafıza oyunları oynayarak kendi hatıralarına dönüştürdüğü bir anlatımı ortaya çıkarıyor.

Nazlı Tuhera Moral “İsimsiz” ile dini ve cinsel tercihlerimizin beden üzerinden politize edilmesi, görünür fiziksel beden üzerinden sistemin lehine kullandığı her türlü söyleve karşı sanatçının kişisel bir tepkisini bizlere gösteriyor. 

Attila Durak
 
ASLI ÇELİKEL
1988 yılında Ankara'da doğan Aslı Çelikel, 2014 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf bölümünden proje birincisi olarak mezun oldu. Okul dönemi boyunca başta ‘Connecting Dots’ (Pera Müzesi) olmak üzere, Tüyap Artist Uluslararası Sanat Fuarı gibi birçok karma sergide çalışmalarıyla yer aldı. 2013 ‘ten beri devam eden ve 5 fotoğrafçı ile oluşturduğu, 17:00/5PM projesinde yer alan Aslı Çelikel, büyüyerek ilerleyen proje kapsamında fotoğraf çalışmalarını sürdürürüyor. ‘Borderline’ (İstanbul Fotoğraf Galerisi) ve ‘NoManipulation’ (The Marmara Pera) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde fotoğraf yüksek lisansı yapan Aslı Çelikel’in yer aldığı güncel sergiler arasındadır. Çelikel fotoğraf kariyerinin yanı sıra, reklam ve sinema sektöründe yardımcı yönetmenlik yapıyor.
 
Pür 
Pür; sabah uyandığımda görmeyi hayal ettiğim dünyanın küçük parçaları.
Bize dayatılan sentetik ve bir o kadar da kaotik dünyanın, zihnimizde yarattığı kirlilikten arınma isteğidir ‘Pür.’
Dünya yeterince karmaşık, yeterince hızlı.
İhtiyacımız olan; sade, yavaş...
 
BURCU BÖCEKLER
Burcu Böcekler 1980 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisans, Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde doktora eğitimini tamamladı. 2009 yılından beri Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Fotoğraf ve Video Anasanat Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışan sanatçı, ‘19. Yüzyılda Fotoğraf’ ve ‘Fotoğrafta Eski Teknikler’ derslerini veriyor.  2005 ve 2006 yıllarında Aigai antik kentindeki arkeolojik kazı sürecini belgeleyen sanatçı, 2014 ve 2016 yıllarında, bildirileri ile Helsinki Photomedia adlı uluslararası fotoğraf konferansına katıldı. 2016 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, ‘Cyanotype Istanbul’ ve 2017 yılında İstanbul Galata’daki Lomography Embassy Store’da, tarihi yarımadadaki Bizans yapılarının fotoğraflarından oluşan ‘Panoramik İzler’ olmak üzere iki kişisel sergi açtı. Fotoğraf tarihi üzerine çalışmakta olan sanatçı, bu alanda yayınlar da yapıyor. 19. yüzyıl baskı teknikleri ile ilgili uygulamalarda bulunan sanatçı, Lomography ile kişisel analog fotoğraf projeleri de gerçekleştiriyor.
 
Panoramik İzler
Lomography’nin Sprocket Rocket’i fotografik dil yetisinde çok önemli yeri olan panoramik bakış açısını günümüzde kolay bir şekilde uygulamamızı sağlayan bir makine olarak, doktora tezini panorama üzerine yapan biri olan beni belki de diğer fotoğrafçılardan daha fazla heyecanlandırdı. Tarihi Yarımada’daki Bizans İstanbul’una ait yapıları fotoğraflamaya başladıkça hayran olduğum Fransız fotoğrafçı Joseph-Philibert Girault de Prangey’in 1843 yılında çektiği panoramik fotoğrafında gördüğüm bir dikilitaş ile minare, benim vizörümde de karşıma çıktı. İstanbul değişmişti ama mimarisini ve büyüsünü koruyordu.  Fotoğrafladığım bu Bizans eserleri günümüzde Tarihi Yarımada’nın çok farklı sosyal ve tarihi katmanlara sahip bölgelerinde kalmış durumdaydı. Bazıları İstanbul’un en çok turist çeken mekânlarıyken, bazıları ise etraflarındaki hızlı mimari ve demografik değişimin sessiz tarihi tanıkları olarak hala yaşamaktaydılar… Cyanotype (mavi baskı) tekniği ile yaptığım baskılar da nostaljik olarak da algılanabilecek, günümüzdeki fotoğraflardan farklı bir biçim yakalamama izin verdi ve daha önce gördüğüm eski İstanbul fotoğraflarına yaklaşmamı sağladı.
                                                                                                               
DİNÇER DÖKÜMCÜ
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Maliye  Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. 2005-2008 yılları arasında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Muhasebe ve Finansman Yüksek Lisans programında eğitim gördü. 2010 yılında Mali Müşavir oldu.
 
Fotoğrafa olan ilgisi 2008 yılında başladı. Bu ilgisi sebebiyle 2014 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nün sınavlarına girdi, aynı yıl kazandı. Fakat çalıştığı için fakülteye devam edemedi. 2015 yılında fakülteye devam edebilmek için işinden ayrılarak, 2015-2016 öğretim yılında fotoğraf bölümünde öğrenimine devam etti. Bu sefer de ekonomik sebeplerden okulunu dondurarak, mesleğine geri dönmek zorunda kaldı.
2016 yılında Fuam Project’in iş bütününden doğru kitaba atölyesine seçilerek Rvb Books danışmanlığında “Dead End” adlı fotoğraf kitabının maketini üretti ve bu kitap yirmi adet olarak basıldı. Fotoğrafın dışında ağırlıklı olarak resim ve heykel disiplinleriyle ilgileniyor. Bu disiplinleri bir araya getirme konusunda çalışmaktadır. 2015 yılından beri İstanbul Fotoğraf Galerisi’nin sürekli sanatçısı ve 2017 yılı başından itibaren de Lebriz com ve Lebriz Art Solutions’un üye sanatçısıdır.
        
Sistem
İçinde yaşadığımız kapitalist dünya düzeni, büyüyen bir karadeliğe dönüşerek insanları içine almakta ve bireylerin farkında olarak ya da farkında olmadan katıldıkları bir sistemin çarkını oluşturmaktadır. Birey sistemin içine hapsedilerek içinden çıkılamaz bir kısır döngüyle beraber, bireye yaşamın; hem düşsel hem de fiziksel sınırları sunulmakta ve dayatılmaktadır.
 
Birey sınırlar içinde yaşadığında, kendini güvende hissettiğini düşünür; ama bu konfor durumu insanın kendini gerçekleştirememesi gibi ağır bir bedeli de beraberinde getirir. Kişi kendini içsel açmazların içinde bularak, büyük bir sancı ve azap çekerek, mutsuz bir bireye dönüşür. Sistem ise bize sınırlar içinde sanal mutluluklar sağlar.
 
Sanatçı, bu projesinde fotoğraf ve resim disiplinlerini bir araya getirerek eserlerinde derin bir karamsarlık ve hüzün sunmaktadır. Eserlerini yorumlarken, “sınırlara karşı özgürlüğü istediğini, ancak her geçen gün daha da büyüyüp, karadeliğe dönüşen yaşam karşısında sistemin bize sağladığı sanal mutluluklara razı olduğunu ve bununla sınırlanarak yaşadığını” ifade ediyor.
                                                                              
KERİMCAN GÖREN      
Londra'da yaşayan Kerimcan Gören, fotoğraf malzemelerinin yanı sıra, disiplinler arası pratikler ile de çalışır. Büyük ölçüde algısal zeminler, soyutlama ve ardıl sonuçlara dayanan çalışmaları, fotoğrafın ontolojisine de artan bir ilgi barındırır. Son serisi Korku Dalgaları (2017) parçalanmış moda imgeleri ile beton kaideleri kaynaştırır. Kodak'ın kısa süre önce kapatılan kağıt fabrikalarına yönelik bir tepki olarak üretilen bu çalışmalar, hızlanan teknolojik değişimlerden kaynaklanan bir kayıp hissinin idrakıyla birlikte, tarihte belirli bir noktayı anmayı amaçlar.
 
Korku Dalgaları
Korku Dalgaları serisi, Kodak'ın Middlesex'te kağıt fabrikasına yapılan bir ziyaretin ardından üretilmiş bir seri. 2016 yılının sonunda kapatılan fabrikadaki teçhizat, atmosferik hasarın yol açtığı paslanma izleri açıkça görülecek hale gelene kadar bir süre açıkta bırakıldı. Bu olay alegorik bir biçimde yorumlandığında, zaman ve ilerlemenin sonuçları, tarihin yol alışının da doğrudan bir göstergesi olarak kendini gösterdi. Korku Dalgaları bu melankolik deneyimi yaşatırken, teknolojik gelişimin
hovarda eğilimleriyle yüzleşmek amacını taşıyor. Kodak'ın sofistike fotoğraf malzemelerine bu hürmetsizce davranıştan yola çıkıp, aynı davranışı 90 sonlarının son moda fotoğraflarına uyarlayan bu proje, fabrikanın kapanışı ve günümüzde renkli negatif kağıta yönelik azalan talebe yönelik bir tepkidir. Kodak'ın eskiden sahip olduğu üne ve firmaya dayanan ticari endüstriye gönderme niteliği taşıyan bu birleşik heykeller, tarihte bir dönemi anarken, sanatçının da artan kayıp hissiyatının da bir göstergesi.
 
M. CEVAHİR AKBAŞ
1985 İstanbul doğan Akbaş, 2013 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Fotoğraf bölümüne başlamış ve eğitimine devam etmektedir.
 
Kendi belleğine odaklanan kavramsal çalışmalar ve çağdaş belgesel fotoğraf alanında İstanbul’un güncel meselelerine odaklanarak projeler üretmektedir.
 
Dilemma
Fotoğrafı zaman algısından bağımsız düşünmek neredeyse imkansızdır. Her fotoğraf dönemine ait izler taşırken, o dönemde hiç yaşamamış bir bireyin karşılaştığı fotoğrafları çeşitli izleri takip ederek yorumlamaya çalışmasıyla birlikte yeni anlatım ortaya çıkmaya başlıyor.

Kazın Kazan’lar örttüğü ince gri örtüyle yeni bir söz söyleyecek kişinin önündeki son perdedir. Perdenin delinmesiyle başlayıp kazıma sürecinin bitiminde ortaya
çıkan kadrajdaki görselin etrafını saran kalıntılarla birlikte büyük bir anlatı yapmak yerine en baştan beri tedirgin ve riskli bir yolculukta olduğunu izleyiciye de hissettiriyor.
                                                                      
M. Cevahir Akbaş, Dilemma serisinde kendine ait olmayan bu hatıraları kendi zihnine bilinçli bir şekilde türlü hafıza oyunları oynayarak onları kendi hatıralarına dönüştürüyor. Bilinmeyen bir döneme tanıklık eden bu imgelerle ilk karşılaşma anında ona vurucu gelen tüm detaylar, ikinci bir karşılaşma anına kadar yeniden ortaya çıkacağı zamanı bekliyor. Bunu yaparken fotoğraflarla arasına ardında ne olduğunu bilmediği bir perde çekiyor; merak dürtüsü ve bir başkasının anısına müdahil olma tedirginliği kendini her defasında başkalaştırarak tekrarlayan bir ikileme dönüşüyor.
                                                                  
NAZLI TUHARE MORAL
Mimar Sanan Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf bölümünden dereceyle mezun olan Moral, okulunda yüksek lisans programına devam etmektedir. Şu an İstanbul’da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor.
 
İsimsiz
''Gözlerin işi bitti , şimdi
gidip yürek-gücünle hallet
içinde hapsolmuş imajları;
azdıran sensin onları:
ama hala ne olduklarını bilmiyorsun.''
 
Rainer Maria Rilke, "Wendung"
 
Bir yandan beden, güzellik ve iktidar ilişkisini sorgularken diğer yandan bireyin, farklı kültür, inanç̧ ve cinsel tercihlere sahip olma hakkının sınırlandırılması karşısında hissettiği duygulara karşılık bir temsil oluşturmayı hedefliyorum. Burada kendi bedenim üzerinden oluşturduğum bir temsil söz konusudur. Ben'den genele; içten dışa. Dinin ve cinsel tercihlerimizin, beden üzerinden politize edildiği, görünür fiziksel beden üzerinden sistemin lehine kullanıldığı her türlü söyleve karşı kişisel bir tepki.
 
Bir A4 format tarayıcı ile bedenimi oluşturan parçaları makine içerisine hapsederek, taşırarak, sıkıştırarak oluşturduğum görseller tam da bu noktada bir performansa dönüşür. Sahip olduğum kütleyi parçalara ayırarak, bedenimin onda birine denk gelen bir makine içinde tarama çabamın eylemsel bir işlevi de olmuştur artık.